Bugün (07.11.2009) – (08.11.2009) – (09.11.2009)

7 -8-9 Kasım 2009 tarihlerinde gün içinde yaptığım şeylerin kısa özetlerini yazamadım. Bu kısa özetlerin yerine son 3 günü içinde bulunduracak uzun bir özet yazmayı daha uygun görüyorum.

6 Kasım 2009 tarihli yazımda dayımın tekrar ameliyata alındığını ve Cumartesi günü dersten sonra hastaneye gideceğimi yazmıştım. Cumartesi günü dersten sonra arkadaşım Fatih Turul‘la buluştum ve bir süre annemden gelecek haber için Bostancı Cordon Cafe’de oturup vakit geçirdik. Annem arayıp hasteneye gelmemi söyledikten sonra yola çıktım ve Siyami Ersek’e gittim. Dayım hala yoğun bakımdaydı ve doktor görmemize izin vermemişti. Dayımı durumu ağırlaştığından dolayı solunum cihazına bağlamışlar ve çok fazla bilgi vermiyorlardı. Annemi alıp eve döndüm. Canım hiç dışarıya çıkmak istmeiyordu ancak bunun normal bir şey olmadığının farkındaydım. Ben dışarıya çıkıp kafamı dağıtamazsam normalde olduğumdan çok daha gergin ve sinirli olabiliyorum. Eve geldikten sonra biraz internette oyalandım fakat çok uykum gelmişti ve yatmaya karar verdiğimde saat henüz 20.00 bile değildi. Saat 22.49‘da annem odama geldi ve kalkmamı, onu hastaneye götürmemi istedi. Ne olduğunu anlamıştım ama kabul etmek istemedim. İnsan bekliyor bile olsa yine de bunu dayısına yakıştıramıyor. O anda annemi nasıl sakinleştireceğimi, tansiyonunu, ne yapmam gerektiğimi düşünürken diğer yandan da kendime gelmeye çalışıyordum. Annem diğer dayım ve yengemin birazdan bizde olacağını ve hemen hazırlanmamı istedi. Tabi ki bütün bunlar bir kaç dakika içinde olmuyor ve annem burada yazdığım kadar soğuk kanlı davranmıyor. Bir yandan annemi sakinleştirip diğer yandan giyindiğimde dayım ve yengem çoktan gelmişlerdi. Dayım annemin gelmemesini söyledi ama annem yine de gitmek istedi. Annem, dayım ve yengemle beraber hastaneye gittiğimizde tarih 8 Kasım 2009, saat 00.10‘du.

Hastanenin bahçesinde dayım, yengem, annem, vefat eden dayımın eşi ve kuzenimle birlikte bir kaç akraba daha vardı. Oturup hiç bir şey yapmadan bekledik. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Kuzenim, dayımın cenazesinin ikindi namazı takiben kılınacak olan cenaze namazıyla birlikte kaldırılacağını ve Kurtköy’de bir mezarlığa götürüleceğini söyledi. Bütün bunlar ne ara, nasıl hazırlandı hiç bilmiyorum. Yengem bana yavaşça annem ve dayımı götürmemi, kendisinin hastanede kalacağını söyledi. Dayım zaten iyi görünmüyordu ve annem çökmüştü. İkisini de hastaneden eve götürmeye ikna ettim ve yola çıktık. Eve geldiğimizde saat 01.30‘u geçiyordu. Dayım kendi evine gitmek istedi ve bize gelmedi. Eve geldikten sonra anneme yatmasını onu sabahtan tekrar götüreceğimi söyledim ve annemi yatağına yatırdım. Uyumasını bekledikten sonra ben de ertesi gün için uykuya daldım.

Sabah kalkıp hazırlandıktan sonra annemle birlikte yola çıktık ancak Kadıköy Meydanı’nda gösteri varmış, bu nedenle dayım hastaneye ulaşmamızın zor olacağını ve doğrudan Selimiye Cami’sine gitmemizi söyledi. Camiye gittiğimizde aileden sadece 3-4 kişi vardı. Onlarla birlikte caminin içinde bir bankta oturduk ve beklemeye başladık. Bu sırada arkadaşım A. Emre Gökbora aradı ve camiye geleceğini söyledi. Yavaş yavaş akrabalar ve dayımın arkadaşlarıda gelmeye başlamışlardı. Eskiden cenazeler uygun teçhizatı olan camilerde yıkanırlardı ancak artık böyle bir şey yokmuş. Her bölgenin bir yıkama merkezi varmış ve cenazeler o merkezden camilere gönderiliyormuş. Dayım Karacaahmet’ten Selimiye Cami’sine gelcekti bu nedenle dayımın cenazesinin ikindi namazına doğru geleceğini öğrendik. Arkadaşım A. Emre Gökbora geldikten kısa süre sonra vefat eden dayımın oğlu geldi. Dayımı hastanede ziyaret edemedi diye bir çok kişi kızmıştı ve kuzenim bunun farkındaydı. Dayımı getirdiklerinde ilk önce tereddütlü davranıp tabuta yaklaşmaya çekindi ancak daha sonra yanımıza gelip babasını taşımamıza yardım etti ve bir anlamda bu davranışı orada kabul görmesini sağladı. Cenaze namazından sonra dayımı Kurtköy’de Şeyhli Mezarlığı’na götürdük. Açık yazmak gerekirse neden oraya götürdüğümüzü bilmiyorum. Bizim aile kabristanımız Kurtköy’de değil, Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı’nda. Yine de bu durumla ilgili bir şey sormayıp ailesinin isteğini yerine getirdik. Arabalardan indikten sonra benim için dayımdan ayrılmak fikri o anda her zaman olduğundan çok daha zor ve acı gelmeye başladı. Belki de o ana kadar her şeyle ilgilenmeye çalışmakla o kadar meşguldüm ki, bunu farkedememiştim. Annem dayımı görememişti ve bu nedenle son bir kez görmek istedi. Annemle birlikte görmek isteyen yakın akrabalarına da son bir kez gösterildikten sonra dayımı babasından, annesinden, kardeşinden ve oğlundan ayrı bir yerde, üzerinde 4881 yazılı bir tahta parçasıyla bırakıp geldik. Neden hiç bilmiyorum…

9 Kasım 2009 Pazartesi günü okulda Muhasebe vizem vardı. Bu nedenle çok erken kalkıp okula gittim ancak nereye baktıysam aklımda kalmadı. Beynimde o kadar çok düşünce vardı ki bir türlü çalışamadım. Sınav kağıtları dağıtıldıktan sonra gördüm ki daha 2 gün önce gözüm kapalı çözebildiğim sorular sorulmuştu ancak bu sefer çözemedim. Kağıdı verip sınavdan çıktım. Biraz sahile inip kafa dağıttım ve derse geri döndüm. Okuldan saat 16.00‘da çıktım ve eve gidip biraz dinlendim. Akşam arkadaşlarım Alex ve Fatih Turul aradılar. Onlarla biraz dışarıya çıkıp kafamı dağıttım. İyi de geldi aslında ve eve dönüp yattığımda tarih 10 Kasım 2009, saat 02.00‘dı.

  • Share/Bookmark

Bu yazıya gelen yorumları RSS 2.0 üzerinden takip edebilirsiniz. Yorum yazabilir veya sitenizden trackback bırakabilirsiniz.

1 Yorum

 
  • Cigdem diyor ki:

    zor gunler ama bir bakmissin uzerinden bir hafta, bir ay, bir yil gecmis. Allah dayinin mekanini cennet etsin, geride kalanlara sabir versin.
    Umarim ailesi ve annen cabuk toparlanirlar. Hayat devam ediyor.. Umarim ikinci vize iyi gecer de kurtarirsin.

 

Yorum yazın

XHTML: Şu tagları kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>